
Bazı insanlar pilot olur, bazıları ise bir ülkeye havacılığı sevdirir…
Türk sivil havacılığının tarihini yalnızca havayollarımızın büyümesi, alınan uçaklar, açılan havalimanları ve taşınan yolcu sayıları üzerinden okumak büyük bir eksikliktir.
Çünkü Türk havacılığının gerçek tarihi, çoğu zaman büyük binalarda değil; küçük meydanlarda, hangarlarda, paraşüt kulelerinde, eğitim uçaklarının kokpitlerinde ve hayatını gökyüzüne adamış insanların hikâyelerinde saklıdır.
İşte o insanlardan biri de Erdoğan Menekşe’dir.
1947 yılında Lüleburgaz’ın Ahmetbey beldesinde dünyaya gelen Menekşe’nin havacılıkla ilişkisi henüz çocuk denilecek yaşlarda model uçaklarla başladı. Ardından Türk Hava Kurumunda paraşütçülük ve paraşüt öğretmenliği geldi. 1964 yılında ise pilotluk ve öğretmen pilotluk yolculuğu başladı. Kaynaklarda toplam uçuş tecrübesi yaklaşık 20 bin saat, paraşüt atlayışı ise 1.500 olarak belirtiliyor.
Ama Erdoğan Menekşe’yi anlatmak için yalnızca uçuş saatlerini sıralamak yetmez.
Çünkü onun hikâyesi aynı zamanda Türk genel havacılığının, sportif havacılığın ve havacılık kültürünün gelişme mücadelesinin hikâyesidir.

PARAŞÜTTEN KOKPİTE UZANAN BİR ÖMÜR
1966-1986 döneminde dokuz kez Millî Paraşütçü olarak Türkiye’yi temsil etti. Ulusal ve uluslararası yarışmalara katıldı, dereceler aldı. Türkiye’nin ilk kadın paraşüt takımının çalıştırıcılığını yaptı.
Dahası, havacılıkla fotoğrafçılığı birleştirerek Türkiye’nin ilk serbest düşüş fotoğrafçılarından biri oldu; paraşütle düşerken diğer paraşütçülerin fotoğraflarını çekti.
Bugün teknolojinin sağladığı imkânlarla bunları anlatmak kolay olabilir.
Ancak 1960’ların, 70’lerin şartlarını düşünmek gerekir.
GPS’in, bugünkü gelişmiş seyrüsefer sistemlerinin, dijital kameraların olmadığı bir dönemden söz ediyoruz.
Menekşe’nin kendi anlatımıyla pilotluğa başladığı yıllar, tahta uçakların ve “sulu pusulaların” kullanıldığı yıllardı.
İşte gerçek havacılık tecrübesinin değeri biraz da burada ortaya çıkıyor.
ÜÇ DÜNYA REKORU VE BİR ALTIN MADALYA
Erdoğan Menekşe’nin havacılık yaşamının uluslararası boyutu da dikkat çekicidir.
Kaynaklara göre 1985 yılında gerçekleştirdiği New York-Gander-Ankara uçuşunda üç dünya rekoruna imza attı.
1997 yılında düzenlenen ilk Dünya Hava Oyunları’nda ise Reykjavik’ten başlayarak Avrupa ve Orta Doğu üzerinden Türkiye’ye uzanan uzun menzil sürat yarışmasını birinci tamamlayarak altın madalya kazandı.
Bunlar yalnızca Erdoğan Menekşe’nin kişisel başarıları değildir.
Bir Türk pilotunun uluslararası havacılık arenasında taşıdığı bayrağın hikâyesidir.
Üstelik bunların yaşandığı yıllarda Türk sivil havacılığının bugünkü ekonomik ve teknolojik imkânlarının çok gerisinde olduğunu da unutmamak gerekir.
ASIL REKOR YETİŞTİRDİĞİ İNSANLARDIR
Bana göre Erdoğan Menekşe’nin en önemli başarısı ise ne 20 bin saatlik uçuş tecrübesidir ne paraşüt atlayışlarıdır ne de dünya rekorlarıdır.
En önemli başarısı insan yetiştirmesidir.
1975 yılında Menekşe Havacılık’ı kurdu. 1979’da Kartal Havacılık bünyesinde zirai havacılık faaliyetlerinde bulundu. 1985 yılında ise havacılığı toplumun daha geniş kesimlerine sevdirmek amacıyla Burak Havacılık Derneği’ni kurdu ve burada amatör ve profesyonel pilotların yetişmesine katkıda bulundu.
Bir öğretmen pilot için bundan daha büyük bir miras olabilir mi?
Bir insan uçak satın alabilir.
Binlerce saat uçabilir.
Çok sayıda lisans sahibi olabilir.
Ama sizden sonra gökyüzünde uçmaya devam edecek insanlar yetiştirebiliyorsanız, işte o zaman havacılık tarihinde gerçek bir iz bırakmışsınız demektir.
550 ÇOCUĞUN HAYALİNE DOKUNMAK
Erdoğan Menekşe’nin belki de en anlamlı çalışmalarından biri gençlere yönelik yaptığı uçuşlardır.
1998 yılında başlattığı “Havacı Gençlik” çalışması kapsamında 7-17 yaş grubundaki 550 genci ücretsiz olarak uçurduğu ve onları havacılığa özendirmeye çalıştığı belirtiliyor.
Bu rakama yalnızca “550 çocuk” diye bakmamak gerekir.
Belki o çocuklardan biri pilot oldu.
Bir diğeri uçak mühendisi…
Bir başkası teknisyen veya hava trafik kontrolörü…
Belki de sadece hayatı boyunca gökyüzüne başka gözle bakmayı öğrendi.
Havacılık kültürü zaten böyle oluşur.
Çocuklara havalimanının tel örgülerinin arkasından uçak göstermekle değil, onların uçağa dokunmasını ve mümkünse kokpite oturmasını sağlayarak oluşur.
HAVADAN ANADOLU’YA BAKMAK
Erdoğan Menekşe aynı zamanda önemli bir hava fotoğrafçısıdır.
1990 yılında Alman fotoğrafçı Peter Kleinoth ile Türkiye’nin ilk hava fotoğraf albümlerinden birinin ortaya çıkmasına katkı sağladı. 2006 yılında ise “Anadolu Uygarlıkları Kanatlarımın Altında” adlı çalışmasını yayımladı. Daha sonra “Cumhuriyet Pilotları” kitabıyla Türk havacılığının hafızasına bir başka katkı sundu.
Bu yönü ayrıca değerlidir.
Çünkü havacılık sadece uçmak değildir.
Havacılık aynı zamanda hafıza yaratmaktır.
Geçmişi kaydetmezseniz geleceğe aktaracak bir havacılık kültürünüz de olmaz.
BİZ BU İNSANLARI NEDEN YETERİNCE ANLATMIYORUZ?
Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu da budur.
Türkiye’de havacılığın rakamlarını anlatmayı çok seviyoruz.
Kaç uçak aldık?
Kaç milyon yolcu taşıdık?
Kaç havalimanı yaptık?
Kaçıncı sıraya yükseldik?
Bunların hepsi elbette önemlidir.
Ama sürekli sorduğum başka bir soru var:
Bu ülkenin havacılık hafızasını kim koruyacak?
Erdoğan Menekşe gibi yaşamının altmış yıldan fazlasını havacılığa vermiş insanların tecrübelerini genç pilotlara yeterince aktarabiliyor muyuz?
Üniversitelerimizin sivil havacılık bölümlerinde bu insanların hikâyeleri anlatılıyor mu?
Uçuş okullarındaki gençler Türk havacılığının hangi şartlardan bugünlere geldiğini biliyor mu?
Bence bunları ciddi biçimde düşünmeliyiz.
Çünkü havacılık yalnızca uçak satın alarak büyümez.
Havacılık kültürle büyür.
Tecrübeyle büyür.
Usta-çırak ilişkisiyle büyür.
Ve en önemlisi, kendisinden önce gökyüzüne emek vermiş insanlara gösterilen vefayla büyür.
2023 yılında Havacılık ve Uzay Tıbbı Kongresi kapsamında Erdoğan Menekşe’nin de aralarında bulunduğu üç aktif sivil pilota, adanmışlıkları, havacılık felsefeleri, eğitim ve emniyet kültürüne katkıları nedeniyle “Şövalye Pilot” payesi verilmesi bu açıdan anlamlı bir vefa örneğidir.

BİR PİLOTTAN DAHA FAZLASI
Erdoğan Menekşe’ye baktığımda yalnızca bir pilot görmüyorum.
Bir millî paraşütçü görüyorum.
Bir öğretmen pilot görüyorum.
Bir hava fotoğrafçısı görüyorum.
Bir genel havacılık gönüllüsü görüyorum.
Dünya rekorlarına imza atmış bir Türk havacısını görüyorum.
Ama hepsinden önemlisi, başkalarının da uçabilmesi için hayatını havacılığa adamış bir insan görüyorum.
Bugün Türk havacılığı gerçekten geleceğe güçlü biçimde yürümek istiyorsa sadece yeni uçaklarına değil, geçmişten bugüne taşıdığı insan hazinesine de sahip çıkmalıdır.
Çünkü uçaklar yaşlanır.
Teknoloji değişir.
Havalimanları yenilenir.
Rekorlar bir gün mutlaka kırılır.
Ama yetiştirdiğiniz bir öğrencinin yetiştirdiği başka bir pilot gökyüzünde uçmaya devam ediyorsa, bıraktığınız iz kolay kolay silinmez.
Erdoğan Menekşe’nin Türk havacılığındaki asıl rekoru da belki budur: Gökyüzünde geçirdiği saatlerden çok, gökyüzünü sevdirdiği
Erdoğan Menekşe ile her yıl eylül ayında Sivrihisar Havacılık Parkı’nda düzenlenen havacılık gösterilerinde karşılaşır, uzun uzun havacılık üzerine sohbet ederdik.
Ne yazık ki bu yıl o güzel sohbetleri yapmamız mümkün olmayacak. Çünkü Erdoğan Menekşe’yi kaybettik; Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Türk havacılığı, mesleğine gönülden bağlı, bilgi ve tecrübesiyle çevresine değer katan, yeri kolay kolay doldurulamayacak gerçek bir profesyonel havacısını kaybetti. Ben de her eylül ayında Sivrihisar’da yaptığımız o uzun ve güzel sohbetleri özlemle hatırlayacağım.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin. Ailesine, sevenlerine ve Türk havacılık camiasına başsağlığı diliyorum.




