Gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “16 Nisan halk oylaması çerçevesinde, Avrupa’daki bazı ülkelerin bakanlarımızın, siyasilerin orada vatandaşlarımızla buluşmalarını önlemeye yönelik aldığı birtakım tedbirleri, hareketleri görüyoruz. Avrupa’da bazı ülkeler, siyasiler, çevreler, basın kuruluşları adeta Türkiye’de referandumdan ‘evet’ çıkmasın diye hummalı bir çalışmanın içerisine girmiş görünüyorlar. Bizim onlara mesajımız çok net: Boşuna uğraşmayın bunun kararını millet verecek” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

TÜRKİYE, ABD VE RUSYA GENELKURMAY BAŞKANLARI TOPLANTISI

Bu ziyaretin bu hafta içi Antalya’da meydana gelen 3 genelkurmay başkanı, yani Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya genelkurmay başkanları arasında yapılan toplantıdan hemen sonraya denk gelmesi de aslında isabetli oldu. Orada genelkurmay başkanları düzeyinde konuşulan ve ele alınan mevzular yarın iki devlet başkanı tarafından da detaylı bir şekilde tekrar değerlendirilecek. Antalya’daki toplantının son derece önemli olduğunun altını bir kez daha bu vesileyle çizmek isterim. Genelkurmay Başkanlığımız yapılan görüşmelerle ilgili bir genel açıklama yaptı zaten. Ona atıf yaparak bu toplantının özellikle bölgedeki kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde özel bir önem arz ettiğini ifade etmek isterim. Çünkü bir anlamda 3 ülke de Suriye sahasında terörle mücadele noktasında bulunan önemli ülkeler, bunlar arasında koordinasyonun sağlanması, herhangi bir koordinasyonsuzluk ya da kaza türü bir şeyin yaşanmaması için -ki geçtiğimiz aylarda, yıllarda bunun örneklerini gördük- bir koordinasyon mekanizmasının kurulması zaten daha önce planlanmıştı, bu toplantıda da bunun detayları etraflı bir şekilde ele alındı.

“ASTANA VE CENEVRE GÖRÜŞMELERİ BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ SÜREÇ”

Yine Suriye bağlamında devam eden siyasi çözüm süreci özellikle BM çatısı altında devam ediyor. Bildiğiniz gibi Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde başlatılan Astana süreci bir dizi toplantıyı tamamladı ve 30 Aralık tarihi itibarıyla hayata geçirilmiş olan ateşkes de bugün rejim kaynaklı bazı ihlallere rağmen sahada uygulanmaya devam ediyor; bu tabi sevindirici bir gelişme. Özellikle bu ateşkesin gözetlenmesi, gözlemlenmesi, ihlallerin önlenmesi amacıyla Türkiye, Rusya ve İran arasında bir üçlü mekanizma kuruldu biliyorsunuz, biz bu mekanizmayı da çok yakın bir şekilde hem içindeyiz, hem takip ediyoruz, hem de işletilmesi noktasında iki ülkeyle de yakın bir koordinasyon içerisindeyiz ki, Sayın Cumhurbaşkanımız Pakistan’da Ekonomik İşbirliği Teşkilatı marjında İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani’yle yaptığı görüşmede de bu konuyu tekrar gündeme getirdi.

Cenevre bağlamında da bildiğiniz beşinci tur toplantı 23 Mart’ta yapılacak. De Mistura’nın dünkü açıklaması özellikle sürecin devam etmesi anlamında önem arz ediyor. Astana ve Cenevre süreçlerini birbirini tamamlayan iki süreç olarak değerlendirdiğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.

AVRUPA’NIN GİDİŞATI KONUSUNDA ENDİŞELİYİZ”

Yine gündemimizdeki önemli bir başlık arkadaşlar, özellikle son bir hafta içerisinde gördüğümüz yine bu kampanya çerçevesinde, 16 Nisan halk oylaması çerçevesinde Avrupa’daki bazı ülkelerin bakanlarımızın, siyasilerin orada vatandaşlarımızla buluşmalarını önlemeye yönelik aldığı birtakım tedbirleri, hareketleri görüyoruz. Burada hakikaten çok düşündürücü, ibretamiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Avrupa’da bazı ülkeler, bazı siyasiler, bazı çevreler, basın kuruluşları adeta Türkiye’de referandumdan ‘evet’ çıkmasın diye hummalı bir çalışmanın içerisine girmiş görünüyorlar. Bizim onlara mesajımız çok net: ‘Boşuna uğraşmayın, bunun kararını millet verecek, bunun kararını siz değil bu millet verecek.’ Dolayısıyla bu tür engellemelerle ne bizim Avrupa’daki 5 milyona yakın vatandaşımızla olan gönül bağımızı kopartabilirsiniz, ne de vatandaşlarımızın bu en temel demokratik hakkını ellerinden almak suretiyle onları bu demokratik haklarını kullanmaktan mahrum edeceğini zannedebilirsiniz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da dün televizyon programında da ifade ettiği gibi, aslında vatandaşlarımızın en güzel cevabı, sandığa giderek oyunu kullanarak daha motive, daha heyecanlı bir şekilde bu süreci yaşayarak, demokratik hakkını kullanarak en güzel cevabı vereceğinden en ufak bir şüphemiz ve tereddüdümüz yoktur. Fakat burada Avrupa’nın genel gidişatıyla ilgili büyük bir endişe içerisinde olduğumuzu da ifade etmeliyiz. Normal şartlarda amasız, fakatsız, bila kaydü şart ret edilmesi, kınanması gereken ırkçı, sağcı, göçmen karşıtı, İslam karşıtı kesimlerin ana akım Avrupa siyasetini artık derinden belirlemeye başladığını görüyoruz. Bu, Avrupa’nın geleceği açısından endişe verici bir tablodur. Bu, Avrupa’nın temel değerleri açısından endişe verici bir tablodur. Bu, Avrupa’nın demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, katılımcılık konusundaki iddialarının altını oyan bir tablodur.

“ÖNCELİKLE TÜRKİYE KARŞITI ÖRGÜTLERİN FAALİYETLERİNİ DURDURUN”

Burada bazı siyasilerin, gene Avrupalıların Türkiye’deki iç siyasi tartışmaları bizim ülkelerimize taşımayın şeklinde bazı açıklamalarının olduğunu görüyoruz. Bunun da çok düşündürücü bir cümle olduğunu ifade etmem gerekiyor. Zira Türkiye karşıtı birçok örgüte, faaliyete kucak açan, destek veren, bunları allayıp pullayan ülkelerin, şimdi bir referandum münasebetiyle ‘Türkiye’deki siyasi tartışmaları bize taşımayın’ şeklinde açıklamalar yapmaları oldukça düşündürücü. Aslında bu olup biteni çok açık, net bir şekilde ortaya koyuyor. Eğer ‘Türkiye’deki tartışmaları ya da siyasi farklılıkları bizim ülkemize taşımayın’ gibi bir iddianız varsa, böyle bir talebiniz varsa, öncelikle siz kendi ülkelerinizde Türkiye karşıtı bu örgütleri, bu faaliyetlerini durdurursunuz.

Onlarca yıldır söylediğimiz gibi, Avrupa ülkeleri, Avrupa Birliği eğer gerçekten terörle mücadele konusunda samimiyse, tutarlıysa, gene bila kaydü şart, kayıtsız şartsız bir şekilde Türkiye’nin yanında durur ve Avrupa’daki PKK gibi, FETÖ gibi, DHKP-C gibi terör örgütlerinin, Avrupa devletlerin de kabul ettiği terör örgütlerinin faaliyetlerine izin vermezler. Ama tablonun böyle olmadığını görüyoruz.

“BAKANLARIN VE SİYASİLERİN ENGELLENMESİ OLDUKÇA DÜŞÜNDÜRÜCÜ”

Türkiye karşıtlığı bir enstrüman olarak kullanabilecekleri bütün unsurları devreye soktuklarını, bunları desteklediklerini, bunların önlerini açtıklarını ve buna demokratik ifade özgürlüğü hakkı vesaire gibi başlıklar verdiklerini görüyoruz.

Ama buna mukabil, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da gördük, oradaki vatandaşlarımız darbe karşıtı, demokrasi yanlısı gösteriler, toplantılar yapmaya kalktıklarında ne tür engellerle karşılaştıklarını da gördük. Cumhurbaşkanımızın bir video konferans yoluyla Almanya’daki bir programa katılmasının dahi derhâl, çok hızlı bir süreçle mahkeme kararıyla, hatta Anayasa Mahkemesine çıkartılmak suretiyle engellendiğini de bizzat gördük. Hâlbuki aynı ülkede bölücü terör örgütünün liderlerinin, sözcülerinin, yine video konferans yoluyla Türkiye’ye savaş açtıkları merkezlerden, membalardan, Kandil gibi yerlerden bu toplantılara katıldıklarını ve ‘Türkiye karşıtı terörizme devam edeceğiz’ mesajlarını açıkça verdiklerini de defalarca gördük. Bunları engellemeyen makamların, şimdi bu ülkenin seçilmiş bakanlarını ve siyasilerini en temel demokratik haklarını kullanmak için engellemeye çalışmaları oldukça düşündürücüdür.

CEVAP VER