
10-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Engelliler Haftasının sonuna geliyoruz. Bu yazımda engellenen engelliler konusunu ele alacağım.
Engelli olan kişilerin de, hayatını idame etmesi için engelsizler gibi yeme, içme, konaklama ihtiyacı yok mu? Çalışma hayatında, resmi dairelerde %4, özel sektörde 50 kişiden fazla eleman çalışan yerlerde %3 lük kadro ayırıyorlar. Tabi bu oran engelli ve eski hükümlü olarak geçerli. Bu oranın da yarı hükümlü, yarı engelli alındığını varsayarsak, %1.5 engelli çalıştırılıyor. 50 kişiden az çalışanları olan küçük şirketlerde, engelli kadrosu zaten yok. Engelli oranı ise %6.6. Daha önceki bir toplantıda eski Engelliler Konfederasyonu Başkanı Turan İçli, engelli bireylerin %92.5 inin işsiz olduğunu söylemişti ki; bu da tekrar düşünülmesi gereken durum…
Sağlıklı kişiler gibi, engellilerin de hayatını idame etmek için yaşam ihtiyaçları vardır. Ekmek almak, evin dışarı çıkıp; nefes almak gibi… Gelişmiş ülkelerdeki gibi, ülkemizde de rahatça gezebiliyorlar mı? Vereceğimiz birkaç örnek sonrasında, bunun cevabını sizin vereceğinizden eminim. Kaldırımlarımızın yüksekliği… Bu sadece engelliler için değil, küçük çocukların (3-5 yaşlarındaki) kaldırımı çıkmaları, ayrıca çocuk arabaları olan kişilerin bunları kaldırıma çıkarmaları da, yaşlıların çıkmaları da bir sorun. Bir İngiliz atasözü şöyle der: Bir ülkenin kaldırım yüksekliği, o ülkenin medeniyet seviyesini gösterir’… Bence çok doğru. İngiltere, İskoçya, Fransa ve İsviçre’nin birçok ülkedeki şehirleri gezdim. Sadece çizgiler vardı ve en yüksek kaldırım 4-5 cm kadardı. Ne kaldırıma çıkamayan kişi, ne de kaldırıma park etmiş araç gördüm… Diğer tarafta standartlara uygun yükseklikte yapılmış!!! kaldırımların çoğunda da ne yazık ki; tam yolun ortasında dikili ağaç, orta noktada durak, trafo gibi materyallerle karşılaşabiliyoruz. Tekerlekli koltukla gelen kişi kaldırım üzerindeyken, geri mi dönecek; çevresindekilerden destek isteyip, kaldırımdan aşağı mı indirilecek? Birçok ortak kullanım yerlerinde giriş kapılarının standartlara uygun olmadığını görüyoruz. Herhangi bir apartmandan da bahsetmiyorum; toplumsal yerlerden iş merkezlerinden söz ediyorum… Özellikle umumi giriş kapıları ile tuvaletlerin kapıları, mutlaka uluslararası standartlara uygun olmalıdır! Birçok yaya geçitlerinin önünde park eden araçlar, hatta geçidin ortasında bulunan sütunları görmek de ayrıca düşündürücü bir durum. Diğer bir tarafta, birçok alt-üst geçitlerin olduğu yerde asansör yok! Birkaç senedir sadece umumi araç olan metrobüs ve belediye otobüslerinde ortopedik engellilerin binmesi için bazı duraklar engellilere uygun hâle getirildi. Bu da güzel bir gelişme. Çünkü umumi araç demek; tüm toplumun ihtiyacına cevap verebilen araç; anlamını taşır ve taşımalıdır. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise, engelsiz olan herkesin, her an engelli olma ihtimali var!
Bir diğer konu iş kolunun seçimi… Engele göre iş seçimi yapmak en önemli konudur. Engelli olan da çalışır ama engeline uygun iş seçmesi gerekir. Örneğin görme engelli olan kişilerin genellikle tercihleri, santral ve avukatlıktır. Duyma engelli olan kişiler, genellikle çok sesten rahatsız olunan ortamlarda rahatlıkla görev yaparlar. Yürüme engelli olan kişiler, genellikle masa başı, ofis işlerini tercih ederler. Epilepsili kişiler, tehlikeli noktaların olmadığı (inşaatta dış cepheyi boyama, paraşütle atlama, yer altı maden işçisi, şoför, kesici aletlerle çalışma gibi) işlerde çalışabilirler. Kalp rahatsızlığı olan kişiler çok stresli ve fazla manyetik alanların olmadığı yerlerde çalışırlar. Bu gibi konularda hassasiyet gösterince, engellileri de hayata katmamız mümkün…
Eğitim konusunda engellilerle ilgili okullar konusunda, bilinçli bir toplum muyuz? Bence pek değiliz.. Engelli olan ama buna rağmen eğitime devam eden kişilere baktığımız zaman, azınlıkta olduklarını görebiliriz. Engelli olmak demek, ‘bir şey yapamaz’ anlamına gelmez. Çok başarılı olabilirler… Engellilerin aileleri mutlaka rehber öğretmenlerle, İl Milli Eğitim Müdürlüğü Özel Eğitim ile iletişim kurmalılardır. Kişinin engel durumuna göre, doğru noktaya yönlendirilirsiniz. Çocuklarımızın eğitimi demek, yarınının göstermesi demektir. Yüksek öğretim konusunu da değinirsek, YÖK’den alınan verilere göre, dünya genelinde engellilerin %10-15, ülkemizde %0.5 yüksek öğrenimine devam ediyor olması da diğer düşündürücü konu…
Psikolojik açıdan bakarsak, kişileri toplumdan dışlamak, acıyarak bakmak, en fazla karşılaşılan sorunlardır. Toplumdan dışlama dediğimiz sorun, ‘benim yanımda başına bir şey gelir de, başım derde girer’ diye yaklaşımı olan kişiler vardır ki; epilepsililere karşı çok sık gerçekleşir. Nöbet gelir de, sorun yaşarım; başıma kalır diyenler vardır. Bu gibi durumlar engellileri engellemekten başka bir şey değildir! Örneğin epilepsili çok zeki bir gencimiz 2 kategoride yarı finalist olurken, epilepsili olduğu için TEKNOFEST kampına alınmıyor! Hem de 11 bakanlığın içinde olduğu; adına sosyal devlet denen, benim ülkem Türkiye Cumhuriyeti’nde. Evet, evet Etiyopya, Somali, Kanarya gibi ülkeler değil; Türkiye Cumhuriyetinde! Diğer taraftan da engelde sonra; acıyarak bakılması da ayrı bir trajik durum. Acımayın, sadece destek verin. Unutmayalım ki; acıyarak bakan, toplumdan dışlamak isteyen sağlıklı kişi de; engelli adayı…
Sosyal açıdan bakalım. Engelli olan kişilerin çalışma şansları, sağlıklı kişilere oranla daha az olduğu için, genellikle ekonomik gelir seviyeleri daha düşüktür. Hem engellilerin eğitim hayatında karşılaştıkları sorun, hem çevredeki engeller, hem ekonomik nedenler, hem de psikolojik nedenler, engelli kişilerin sosyal hayata katılmasının önünde bir set oluşturuyor. Oysa herhangi bir engelli olan kişi, diğer uzuvlarını daha fazla geliştirmiştir! Onları sosyal hayata katabilirsek; tek olmadıklarını, grup olarak tek vücut olduklarını hissettikleri zaman, birçok konuda başarılı olabilecekleri gibi; diğer engelli arkadaşlarına da destek olabileceklerdir.
Stephen Hawking gibi başı ve sol eli haricinde hiçbir uzvunu kullanamayan dünyaca ünlü fizikçi, Aşık Veysel görme engelli unutulmaz bir sanatçımızdı… Beethoven duyma engeli olan harika bir besteci idi. Timur, tarihte bedensel engelli, başarılı bir liderdi ki; Asya kaplanı olarak geçer. Franklin Roosevelt zor yürüdüğü içini halkın arasında kısa mesafe yürüyüp; halkın olmadığı zamanlarda tekerlekli koltuk kullanarak; dünyaca tanınmış kişiydi… Çünkü onlar engel tanıyan engelsiz engellilerdi!
Bir STK başkanı olarak hem kişilerden ve hem kurumsal noktalardan bir ricam olacak. Sadece mayıstaki engelli haftasında ve 3 Aralık Engelliler Gününde bizi hatırladığınızı yemek vererek, konuşma yaparak ifade ederek geçmeyin…Fen işlerinin yaptığı yerleri, işe alımlarının gerçekten resmi olup olmadığını, kişilerin ve şirketlerin yaptığı çalışmaların standartlara uyup uymadığı konusuna dikkatli kontrol etmenizi ve en önemlisi empati yapmanızı rica ediyoruz.
Empati yapabildiğimiz gün; kendinizin engellenmeden; kendimizin de her an engelli adayı olduğunu hissettiği gün, eminim çok daha duyarlı olunacak… İşte o gün müreffeh olacağız! Engellilerin engellenmediği; engelsiz yaşayan engellilerin mutlu ve kaygısız yaşadığı günlere ulaşmayı diliyoruz! Eminim bir gün başaracağız! Engellilerin engellenmediği; engelsiz engellilerin mutlu yaşadığı bir dünya olmak dileğiyle….




