Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜBİTAK ve TÜBA Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın ilk şartı teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Ülkemizin millî teknoloji hamlesinin başarıya ulaşması, teknoloji üreten bir toplum hâline dönüşmemizle mümkündür” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) 2018 ödüllerinin verildiği törene katıldı. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen törende Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuşma yaptı.

“GENÇ BİLİM İNSANLARIMIZIN GÖZLERİNDEN YANSIYAN HEYECAN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ ADINA BİZE BÜYÜK UMUTLAR AŞILIYOR”

Ödüle layık görülen tüm bilim insanlarını kutlayarak kendilerine teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Genç bilim insanlarımızın gözlerinden yansıyan heyecan, azim, gurur ve cesaret, ülkemizin geleceği adına bize büyük umutlar aşılıyor” diye konuştu.

Ödül alanlara; okuma, öğrenme, tüm insanlığa faydalı olma aşklarının hiç sönmemesi temennisinde bulunan ve TÜBİTAK ile TÜBA’yı, bilimsel araştırma havuzunun genişlemesine yaptıkları katkı için tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl TÜBA tarafından üç farklı alanda verilen 47 ödülün verildiğini aktardı.

TÜBA Uluslararası Akademi Ödüllerini; Moğolistan, Romanya, Singapur ve Amerika’dan dört bilim insanının kazandığını, TÜBA Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülleri’ni ise 24 farklı üniversiteden 37 genç bilim adamına takdim edildiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca bu yıl, biri “Halil İnalcık Özel Ödülü” olmak üzere yedi eserin TÜBA-Bilimsel Telif Eser Ödülü’ne layık görüldüğünü sözlerine ekledi.

“BİLİM VE TEKNOLOJİDEN MAHRUM BİR KALKINMA ÇABASININ MENZİLE VARMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Bu yıl İslam bilim tarihi alanında yazdığı eşsiz eserlerle dünya çapında üne sahip olan bir ismin, Prof. Dr. Fuat Sezgin’in vefat ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, merhum Prof. Sezgin için şu ifadelere yer verdi: “Hocamız, sadece ülkemizin son yıllarda yetiştirdiği en velut, en başarılı, en çalışkan ilim insanlarından biri değildi. O aynı zamanda, yüreği bu ülke için çarpan, bu ülkenin istikbali için fikir çilesi çeken, emek veren, üreten gerçek bir vatanseverdi. O 94 yıllık ömrünün kahir ekseriyetini, medeniyetimizin ilmi birikimini gün yüzüne çıkarmaya adayan bir fikir işçisiydi.”

Merhum Sezgin’in adının yaşatılmasını boyunlarının borcu olarak gördüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu amaçla 2019 yılını ülke genelinde “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” ilan ettiklerini; yıl boyunca düzenlenecek etkinliklerin, onun ve ömrünü adadığı İslam kültür ve medeniyet hazinesinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağına inandığını söyledi. 2016 yılında vefat eden tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ı özlemle yâd ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüce Mevla’m, ülkemizin bu güzide iki ilim adamına rahmet ve mağfiret eylesin diyorum” diye ekledi.

Bu yıl TÜBİTAK tarafından üç farklı kategoride 18 başarılı bilim insanının ödüle layık görüldüğü bilgisini paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların; beşi temel bilimler, üçü mühendislik bilimleri, dördü sosyal bilimler alanında 12 Teşvik Ödülü ile üç Özel Ödül ve üç Bilim Ödülü’nden oluştuğunu açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “TÜBA ve TÜBİTAK tarafından ödül verilen tüm bilim insanlarımıza ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Kendilerinden çok daha büyük başarılara, araştırmalara, akademik ve ilmi çalışmalara imza atmalarını beklediğimizi özellikle belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Bilim ve teknolojiden mahrum bir kalkınma çabasının menzile varmasının mümkün olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilim, kültür ve sanat adamlarına destek olmayan bir devletin, atılım sürecine girmesinin bir hayal olarak kalacağını, kültür ve medeniyet köklerinden, manevi hazinelerinden kopuk yürüyen bilimsel çabaların da, eksik ve yarım kalacağını vurguladı.

“ÜLKEMİZİ GELECEĞE ÇOK GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE TAŞIYACAK HER TÜRLÜ BİRİKİM MİLLÎ HAZİNEMİZDE BULUNUYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin her açıdan müstesna bir kültür, ilim ve tarih havzasının üzerinde, asırlardır farklı kültür, medeniyet ve inançları bünyesinde başarıyla meczetmiş bir coğrafyanın kavşak noktasında yer aldığına dikkat çekerek, “Ülkemizi geleceğe çok güçlü bir şekilde taşıyacak her türlü birikim, millî hazinemizde bulunuyor” dedi.

Ancak uzun zamandır bu hazinenin kapağının açılıp istifade edilemediğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son iki asırdır sadece ülke olarak değil; İslam dünyası olarak da ilmi çalışmalarda, üretimde, sanayide, bilimsel araştırmalarda, kültür ve sanatta yeterli inkişafı, yeterli başarıyı yakalayamıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bunda Türkiye’nin ve İslam dünyasının son asırlarda maruz kaldığı emperyalist saldırıların çok büyük etkisinin olduğunu, İslam coğrafyasının, son dönemde büyük bir oyunun malzemesi yapıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kaynakları sömürülmüş, toprakları parçalanmış, sınırları petrol, altın ve çıkar hesapları üzerinden yeniden çizilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise tahkim edilen yeni küresel sistem, İslam âlemini âdeta çeperlere itmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

“İSLAM DÜNYASI ENERJİSİNİ İÇ ÇATIŞMALARLA TÜKETİYOR”

Bu yeni sistemde Müslümanlara ne kendi gelecekleri ne de insanlığın ortak meseleleri hakkında söz söyleme hakkı tanınmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1,7 milyar nüfusa sahip İslam dünyasının BM Güvenlik Konseyi’nde bir tane bile daimi üyelerinin bulunmaması, işte bu çarpıklığın bir sonucudur. Onun için ‘dünya 5’ten büyüktür’ diyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Çatışma, gerilim, eğitimsizlik, fakirlik ve dışa bağımlılık âdeta coğrafyamızın kaderi hâline getirilmeye çalışılmıştır. Bu sistemi inşa edenler, ne yazık ki büyük oranda başarılı da olmuşlardır. Bugün İslam dünyasına söyle bir baktığımızda enerjisini ilmi, akademik, kültürel çalışmalara sarf etmek yerine daha çok iç çatışmalarla tüketen bir manzaraya şahit oluyoruz. Yakın çevremize baktığımızda gelir dağılımından adalete, diplomasiden demokrasiye, ekonomiden hak ve özgürlüklere kadar birçok alanda sorunlarla boğuşan bir coğrafyayla karşılaşıyoruz. Aynı fotoğrafta kendi ülkesinin bekasını, küresel silah tüccarlarına haraç ödeyerek sağlamaya çalışan devletlere rastlıyoruz. Sadece güvenlik konularında değil; teknolojide, mimaride, sanayide, diplomasi ve ekonomide de dışa bağımlılık, bugün İslam dünyasının en acı gerçeğidir. Âdeta bir öğrenilmiş çaresizlik sendromuyla karşı karşıyayız. Biz, bu durumun değişeceğine yürekten inanıyoruz.”

“ÜNİVERSİTELERİMİZ, HAYATA GEÇİRDİĞİMİZ REFORMLARLA TARİHÎ BİR DEĞİŞİM YAŞADI”

Türkiye’nin, özellikle son 16 yıldaki hamleleriyle, asırlardır kendisine ve medeniyetine giydirilmeye çalışılan bağımlılık gömleğini parçaladığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu dönemde Türkiye’nin ekonomiyle beraber sanayi, ticaret, ulaşım ve teknolojide de çok büyük mesafe kat ettiğine işaret etti.

Gerçekleştirilen hamlelerle milletin inancının artıp kendine güveninin yeniden geldiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm bunları da demokrasi ve özgürlükler alanında gerçekleştirdiğimiz sessiz devrimlerle başardık. Türkiye’nin son 16 yılda yakaladığı başarının sırrı devletiyle milletinin kaynaşmasını en üst düzeye çıkarmış olmasıdır” sözlerine yer verdi.

Türkiye’nin bu başarısının arkasında, ilmi çalışmaların önünü açılmasının, bilim insanlarının desteklenmesinin ve bu alandaki baskı ve kayırmacılığa son verilmesinin yattığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir dönem, darbecilerin, cuntacıların, vesayet güçlerinin âdeta eşik bekçisi, âdeta meşruiyet mekanizması gibi görülen üniversitelerimiz, hayata geçirdiğimiz reformlarla tarihî bir değişim yaşadı” dedi.

“ÖZGÜRLÜĞÜN OLMADIĞI YERDE ÖZGÜNLÜK DE OLMAZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Uzun yıllar çatışmalarla, siyasi kavgalarla, ideolojik kamplaşmalarla anılan Türk üniversiteleri, ilk defa bizim dönemimizde bilim üretim merkezleri hâline geldi ve görevlerini yerine getirebilecekleri imkânlara kavuştu. Açık ve net söylüyorum: Kapısına ikna odalarının kurulduğu bir üniversite atmosferinden ne bilim çıkar ne âlim çıkar ne de dünya çapında araştırmacılar çıkar. Öğrencilerin yetişmesiyle, eğitimiyle değil de; başörtüsüyle,  sakalıyla, kılık-kıyafetiyle uğraşan bir üniversitenin, ne ülkeye ne de millete bir faydası olur. Liyakat ve ehliyet yerine hizip dayanışmasının hâkim olduğu bir üniversiteden bilim dünyasına katkı beklemek beyhudedir. Öğrencilerin vakitlerini laboratuvar ve kütüphaneler yerine kavgalarla geçirdiği bir üniversite atmosferinde Fuat Sezginler, Aziz Sancarlar hayat bulamaz. Hepsinden önemlisi özgürlüğün olmadığı yerde özgünlük de olmaz.”

Bu anlayışla, son 16 yılda sadece ekonomide, siyasette, diplomaside değil; üniversitelerin demokratikleşip özgürleşmesinde de önemli adımlar attıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversiteleri ve kültür hayatını çölleştiren, bilimin gelişmesine engel olan yasakçı, hizipçi, fanatik ve içi kof zihniyetin cenderesinden kurtarmak için 16 yıldır büyük çaba harcadıklarını kaydetti.

Uzun yıllar öğrenci olayları, yasaklar, ikna odaları ve kimi örgütlerin baskılarıyla anılan üniversitelerin artık tarih olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, atılan adımlar sayesinde üniversitelerin gerçek anlamda bilim ve akademik çalışma yapabilecekleri imkânlara kavuştuğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün üniversitelerimizde teröre bulaşmadığı, şiddeti kutsamadığı sürece her türlü fikrin, her türlü eleştirinin yapılabildiği, bilimsel araştırmalara her türlü desteğin verildiği bir özgürlük ortamını tesis ettik” ifadelerini kullandı.

Eksiklerin olduğunu; her şey gibi akademideki gelişmelerin de insana, insan kalitesine ve eldeki imkânların ne şekilde değerlendirildiğine bağlı olduğunu sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversiteler geliştikçe, araştırmacıların üretkenliği arttıkça, Türkiye’nin bu alanda da hak ettiği yere geleceğine inancının tam olduğunu belirtti.

“16 YILLIK DÖNEMDE, 20 BİN 155 PROJEYE 10 MİLYAR LİRANIN ÜZERİNDE AKADEMİK AR-GE KATKISI VERDİK”

Ülke yöneticileri olarak görevlerinin; bilim adamlarını desteklemek, araştırmalarını yapmak ve hiç çekinmeden sorularını rahatça sorabilecekleri bir iklimi tesis etmek olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu anlayışla bilim insanlarının çalışmalarına büyük destekler verdiklerini ve yenilikçi fikirleri teşvik ettiklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın ilk şartı teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Ülkemizin millî teknoloji hamlesinin başarıya ulaşması, teknoloji üreten bir toplum hâline dönüşmemizle mümkündür” şeklinde konuştu.

16 yıllık dönemde, 20 bin 155 projeye 10 milyar liranın üzerinde akademik Ar-Ge katkısı verdiklerini, Türkiye’ye gelecek üst düzey araştırmacılara cazip teşvikler sunan Uluslararası Lider Araştırmacılar programını hazırladıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tasarım merkezleri ve teknoparkları işaret ederek başarılı olan çocuklar ve gençler için üretkenliklerini artırıp fikirlerini somut projelere dökebilecekleri ekosistemler sunduklarını dile getirdi.

“ARTIK FİZİKİ GÜVENLİĞİNİZİ SİBER GÜVENLİKLE TAHKİM ETMİYORSANIZ KENDİNİZİ KANDIRIYORSUNUZ DEMEKTİR”

Konuşmasında siber güvenlik konusuna da değinerek, “Artık fiziki güvenliğinizi siber güvenlikle, dijital sanayiyle, yerli yazılımla ve yapay zekâyla tahkim etmiyorsanız, kendi kendinizi kandırıyorsunuz demektir” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınırların korunmasına gösterdikleri hassasiyeti, ülkenin ürettiği verilerin korunmasına da göstermek durumunda olduklarını vurguladı.

Geliştirilen Ahtapot yazılımının bir kuvvet komutanlığı karargâhına yapılan siber saldırıyı engelleyip bir NATO tatbikatına dâhil edildiğine, Türkiye’nin artık uzaydan kutuplara kadar her noktada çalışmalar yürüttüğüne ve Uzay Ajansı’nı kurduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Savunma sektöründe gösterdiğimiz başarıyı; yazılım, finans, sağlık, enerji ve diğer kritik teknoloji alanlarında da yakalayıp ekonomik bağımsızlığımızı perçinlemeliyiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Ülkemizdeki bilim ve eğitim kuruluşlarımızdan beklentimiz; düşünen, merak eden, araştıran, soruşturan ve sürekli daha ileriye gitmeyi hedefleyen bir anlayışı topluma yerleştirmeleridir. TÜBİTAK ve TÜBA’ya bu konuda önemli görevler düşüyor. Gayretleriyle, emekleriyle, birikimleriyle, eserleriyle bilim dünyasına, ülkemize ve tüm insanlığa katkılar sağlayan hocalarımıza, şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Bu duygularla ödül alan bilim insanlarımızı bir kez daha can-ı gönülden tebrik ediyorum.”

CEVAP VER