Başbakan Binali Yıldırım, Mersin CNR EXPO Fuar Alanı’nda kanaat önderleri ve STK temsilcilerine hitap etti.

Sözlerine “Sizlerle özellikle bu akşam buluşmasını arzu ettim çünkü sivil toplum kuruluşları, gelişmiş demokrasilerin vazgeçilmez kurumlarıdır. Sivil toplum örgütü gelişmeyen ülkelerde, demokrasi gelişmez ve ülke gelişmez.” diyerek başlayan Yıldırım, ülkesi ve milleti için sorumluluk üstlenmiş insanların bir araya gelmesinin ve karar almasının temsil ettikleri ülkenin geleceği için hayati öneme sahip olduğunu ifade etti.

Yıldırım, aynı amaç ve hedef için bir araya gelmenin, hedefe ulaşmada mutlak bir sonucu getirdiğini söyledi.

Türkiye’de bir süreç yaşandığına, on gün sonra anayasa değişikliğinin yapılacağına işaret eden Yıldırım, değişikliğin Türkiye’de 1982 darbesinden bugüne yürürlükte olan anayasanın 19. kez değiştirilmesi olduğunu dile getirdi.

Bundan önce de değişikliklerin olduğunu ama kamuoyunda bu kadar aykırı bir şekilde tartışılan değişikliğin pek yaşanmadığını kaydeden Yıldırım, “Bu biraz özel, özel olması değişikliğin mahiyetiyle ilgilidir. Değişiklik esas itibarıyla icra gücünü değiştiriyor. Mevcut anayasada, 82 darbesinden sonra yürürlükteki anayasada icra iki parçaya ayrılır. Cumhurbaşkanı ve başbakan. İkisi de kuvvetli, ikisi de yetkili, neden böyle, hâlbuki adına ‘parlamenter sistem’ diyoruz.” ifadesini kullandı.

Yıldırım, parlamenter sistemde cumhurbaşkanlığının temsili olduğunu ve asıl icraatın başbakan ve kabinesinde bulunduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Ancak bizim anayasamız öyle kurgulanmış ki darbeyi yapanlar, darbeciler parlamenter sisteme göre anayasa siparişi vermişler. Ancak cumhurbaşkanlığı yetkilerine gelince, kendileri cumhurbaşkanı olacağı için, başkanlık yetkilerini yazmışlar. Böylece anayasa bir hibrit anayasaya dönmüş. İş yapan değil, birbirini kontrol eden bir yapıya dönmüş. Bu yapı gizli veya açık şekilde çeşitli dönemlerde hep ülke için sorun üretti. Çok kuvvetli iktidarlarda bile başbakanlık, cumhurbaşkanlığı çatışması yaşandı.

Hatırlayın ilk Turgut Özal ile Yıldırım Akbulut arasında. Körfez Savaşı meselesi Misakı Milli’den doğan haklarımızın korunması konusunda başbakan ile cumhurbaşkanı anlaşamadı ve orada Türkiye tarihten gelen haklarını kaybetti. Bununla da sınırlı kalmadı, Mesut Yılmaz ile Turgut Özal, Süleyman Demirel ile Turgut Özal. Bunların anlaşamaması sonucu Turgut Özal’ın 83-92’ye kadar olan dönemde, ülkemize kazandırdığı kazanımları bir bir kaybetmeye başladık. Nihayet ondan sonra Demirel-Tansu Çiller ve merhum Erbakan dönemi, 5 Nisan kararları, ekonominin çökmesi ve 28 Şubat sürecinin başlaması. Ondan sonra Türkiye bir daha toparlanamadı.”

“MEHTER YÜRÜYÜŞÜ BİLE DEĞİL”

Başbakan Yıldırım, 2001’de Bülent Ecevit’in, Ahmet Necdet Sezer’le anlaşmazlığı ve anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla Türkiye ekonomisinin çöktüğünü vurguladı.

AK Parti iktidarının geldikten sonra 2001 kriziyle ilgili borç, ana para ve faiz olarak tam 638 milyar lira ödendiğini bildiren Yıldırım, “2011 yılına kadar bu parayı ödedik. Bu yaklaşık 180 milyar dolar ediyor. Bu parayı ödemeseydik, bugün milli gelirimiz 11 bin dolar değil, 14 bin dolar olacaktı.” diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye’nin 1950-1960 arası Demokrat Parti döneminde yüzde 6,4, 1983-1993 arasında Özal döneminde yüzde 5,1 büyüdüğünü anlattı.

AK Parti döneminde de ülkenin büyümesinin 5,9 olduğunu anımsatan Yıldırım, 1994-2001 arasında ise 2,2 büyüme yaşandığını, 1960-1979 arasında ise 2,6 büyüdüğünü belirtti.

Yıldırım, “Tek parti dönemlerinde Türkiye büyümüş, gelişmiş. Koalisyon dönemlerinde aldıklarını geri vermiş. Adeta iki ileri, bir geri bile değil. Mehter yürüyüşü bile değil.” dedi.

Yıldırım, Güney Kore’nin 1987 yılında sistem değişikliğine gittiğini, 1987’de Kore’nin kişi başına milli gelirinin 3 bin 200 dolar, Türkiye’nin ise bin 710 dolar olduğunu belirtti.

Güney Kore’nin 30 yıl sonra 28 bin doları aştığını Türkiye’nin ise 11 bin dolarda olduğunu ifade eden Yıldırım, “Ülkede güçlü iktidar, istikrar olduğu takdirde büyüme devamlı oluyor. Bizim mevcut anayasamız büyümeyi engelliyor, bürokrasiyi arttırıyor. Öyle arttırıyor ki bir hamlede yapacağınız işi üç hamle de yapıyorsunuz.” diye konuştu.

Yıldırım, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile sorun yaşadıklarını ama çözüme odaklanıp ülkeye bedel ödetmemek ve iş yapmak için alttan aldıklarını, durumu dışarıya yansıtmadıklarını söyledi.

Geçmişte, bakanlığı döneminde genel müdür yardımcısı atarken yaşadığı bir sorunu anlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir tane genel müdür yardımcısı atıyorum, başbakan imzalıyor, oradan cumhurbaşkanına gidiyor. Cumhurbaşkanı haftalarca tutuyor, sonra geri gönderiyor. Gerekçe yok. Onaylamıyor, kararnameyi iade ediyor. O genel müdür yardımcısı benim karşıma geçiyor, sırıtarak, ‘Naber bakan bey, benim patronum cumhurbaşkanı, sen değilsin.’ diyor. Bu sadece bir örnek. Böyle biz bir yere varamayız. Millet yetkiyi verdiği zaman hesapta olmayan ortaklar olmayacak. Bu sistemle millet yetki veriyor ama Ankara’ya gidiyorsunuz hiç tanımadığınız, bilmediğiniz ortaklarınız çıkıyor. ‘Hoşgeldiniz yeni ortaklarınız ben filanca diyor. Yani iradeyi paylaştıran, iş yapmayı değil işi yapmamayı hedefleyen bir sistem. Biz bununla ne kadar gideceğiz. Etrafımız ateş çemberi. Türkiye’nin bu bölgede ekonomisi, savunması ve caydırıcılık kabiliyeti ile güçlü olması lazım”

Yıldırım, darbe ve vesayet dönemlerinde Türkiye’nin zayıf düştüğünü, olumsuzluklara karşı koyamadığını ifade etti.

Zayıf iktidarlar ve kendilerinin tek başına iktidar oldukları dönemde bile çeşitli engellemelerle karşılaştıklarını, AK Parti’ye cumhurbaşkanı seçtirilmediğini anımsatan Yıldırım, şunları söyledi:

“21 Ekim 2007’de halk oylaması yaptık, oradan sonra Türkiye’de fiilen sistem değişikliği başladı. Siz milyonların onayını alan cumhurbaşkanına yetkisiz diyemezsiniz. Yaptığımız değişiklik 2007’de yaptığımız halk oylamasını tamamlayıcı değişikliktir. Kısacası Meclis hükümetinden millet hükümetine dönüş yapıyoruz. Hükümeti siz belirliyorsunuz, sandıkta belirliyorsunuz, güvenoyunu da sandıkta veriyorsunuz. Gelecek 5 yıl için ülkeyi kim yönetecek bunun kararını veriyorsunuz. Sizden başka bu işe burnunu sokan kimse kalmayacak, işin özü budur. Aynı anda Meclis’i de seçiyorsunuz.”

Yıldırım, 16 Nisan’a gidilirken “cumhurbaşkanı aynı partiden, Meclis aynı partiden, tek adam olacak, bütün yetkiler tek adamda toplanacak.” diyenlerin olduğunu aktardı.

Bugünkü durumun daha feci olduğuna dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti:

“Şimdi başbakan partisinin genel başkanı, hem başbakan, hem de grubu Meclis’in en büyük grubu. Nasıl oluyor. Bakın buradaki yanlış şu. Milletin yüzde 50+1 oyu ile seçilmiş bir cumhurbaşkanı partizanlık yapamaz. Çünkü her taraftan oy alması lazım. Belirli bir bölgede güçlü olması gerekmiyor. Yüzde 50 oy demek 7 bölgede 81 vilayetten her düşünceden oy alması demek. Dolayısıyla siyasetle seçilen cumhurbaşkanının bağları zayıflıyor. Asıl olan milletin genel tercihlerine tabi olmak. Asıl bu sistemde iktidar partisi istemediği zaman hiçbir kanun çıkmaz. Mümkün değil. Bakanlar aynı zamanda milletvekili. Milletvekili olduğu için yasamada yüzde 100 etkileri var. İstediği şekilde Meclis’i yönlendirebiliyor. Aynı zamanda icranın da içinde. Nasıl denetleyeceksiniz?”

Yıldırım, getirilen sistemin iki irade tanımladığını, güçler ayrılığını mutlak şekilde sağladığını, bunlardan birinin yürütme, birisinin de yasama ve denetim olduğunu vurguladı.

Yeni sistemle Meclis’in asıl kimliğini kazandığına dikkati çeken Yıldırım, “Hükümet kanun teklifi veremiyor yeni sistemde. Hükümetin en büyük gücü kanun yapmaktır. Bu gücü kaybediyor. Kanunları Meclis yapacak, milletvekili kanun teklifi verecek. Mersin milletvekili kanun teklifi verecek. Öyle kısıtlayıcı şartlar da yok. Komisyonda kanunlar olgunlaşacak. Yapılacak iç tüzük tadilatıyla genel kurulda temsili olarak oylanacak. İyi çalışılacak, komisyonlarda kanunlar olacak.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ülkenin istenildiği gibi yönetileceği, üniter yapının değiştirileceği, illerin, muhtarlıkların, minibüs hatlarının kaldırılacağı, iş adamlarının fabrikalarına, arsalara el koyulacağı iddialarının akla ziyan iddialar olduğunu belirterek, “Türkiye bir hukuk devleti böyle bir şey yok.” ifadesini kullandı.

“Eyalet sistemine geçilecek” iddialarına da değinen Yıldırım, şöyle konuştu:

“Anayasanın ilk 3 maddesinde yazıyor. Türkiye’nin bir cumhuriyet olduğunu, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olduğunu, ülkesiyle milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu, bayrağının al renkli olduğu, başkentinin Ankara olduğu, bunlar hep yazıyor. Bunlara dokunan var mı? Yok. 127’nci maddede bir ilin, bir ilçenin, bir muhtarlığın nasıl kurulacağı, nasıl iptal edileceği anayasada güvence altına alınmış. İktidarın alternatifi anamuhalefet partisinin daha tutarlı şeyler söylemesi lazım. Eğer bu sistemi eleştirecekse, ‘hayır’ kampanyası yapacaksa daha haklı gerekçeler ortaya koyması lazım. Korku, tehdit, ümitsizlik pompalamakla bu millete iş yaptırmak haksızlık, bu millet ona da gelmez.”

“PATRONUN MİLLET OLDUĞU YERDE TEK ADAM OLUR MU?”

Başbakan Yıldırım, yeni sistemin getireceği en önemli şeyin “öngörülebilirlik” olduğunu belirterek, “Önünüzü göreceksiniz, 5 yıl beğendiniz, bir 5 yıl daha seçeceksiniz. Üçüncü 5 yıl yok. ‘Tek adam.’ Nasıl olur? Patronun millet olduğu yerde tek adam olur mu? Bu millete güvenmeyeceksiniz, birtakım vesayet alışkanlıkları sizin için daha makbul olacak.” diye konuştu.

Atatürk’ün CHP’ye muasır medeniyetlerin seviyesine çıkmayı, ötesine de geçmeyi vasiyet ettiğini aktaran Yıldırım, şimdiki CHP’lilerin bunu vesayet olarak anladıklarını vurguladı.

HDP’nin, PKK’nın, FETÖ’nün ve Avrupa’nın bazı yöneticilerinin, Türkiye’nin güçlü hale gelmemesini, iç sorunlarıyla uğraşmasını hedeflediğini dile getiren Yıldırım, CHP’nin hedefinin asla bunların arkasına takılmak olmaması gerektiğini söyledi.

Yıldırım, “Biz milletimizin neyi beklediğini, istediğini biliyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey çok açık. Biz gelecek vadediyoruz, daha fazla gelişmiş demokrasi, ekonomisi daha büyümüş bir Türkiye, iş sorunlarından kurtulmuş, terörle enerjisini tüketen değil, gücüyle hem bölgede hem dünyada olaylara yön veren bir Türkiye.” dedi.

Suriye’ye, Türkiye’yi tehditlerden korumak için girildiğini hatırlatan Yıldırım, “Bir şey yapamasaydık, oradan roketler gelmeye devam edecekti, bizim insanımız, çoluğumuz, çocuğumuz ölmeye devam edecekti. Güçlü ülke operasyon kabiliyeti olan ülkedir. Operasyon kabiliyetiniz yoksa ne kadar ‘ben güçlüyüm’ derseniz, deyin gülüp geçerler.” değerlendirmesini yaptı.

Başbakan Yıldırım, yüzde elli artı birin altında iktidar olunmadığını belirterek, bunun içinde her kesiminin, her düşüncenin, her etnik grubunun temsil edilmesi gerektiğini söyledi.

“MİLLETİN TERCİHİ HİÇ YANLIŞ OLMAZ”

Darbe girişimin olduğu 15 Temmuz’un bir direniş olduğunu vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti:

“15 Temmuz, demokrasi tarihine altın harflerle yazılacak Türk milletinin büyük bir başarısıydı. 15 Temmuz’da asker kılığına girmiş alçaklar, bu memleketin tankını, topunu, uçağını, silahını insanların üzerine yönelttiler, tıpkı zalim Esed’in yaptığını, yapmaya çalıştılar. Orada bu asil millet, o gece öyle bir destan yazdı ki… Bu ay yıldızlı bayrağı indirmedi, o ezanları dindirmedi, bu alçaklara gereken cevabı verdi. İşte bu millet gurur duyulacak bir millettir. Bizim görevimiz bu milletin artık buna benzer bir olay yaşamamasıdır. Bu memleketin beka meselesidir. Türkiye’nin mutlaka devleti ile milleti buluşturması gerekiyor. Aradaki vesayet odaklarını mutlaka temizlememiz gerekiyor. Milletin tercihi hiç yanlış olmaz. Siyasetçiler yanlış yapabilir,  her seferinde düzelten de millet olur. Bunu 7 Haziran’da gördük. Millet yanlışı gördü ve 1 Kasım’da düzeltti. Dünyanın hiçbir ülkesinde 5 buçuk ay sonra bu kadar tercih değiştiren başka ülke yok. Bu da Türk milletinin basiretidir, Türk milletinin ferasetidir, milletin ferasetine güvenmemiz gerekiyor.”

Yıldırım, kendisine “Koltuğun elden gidiyor, kendini parçalıyorsun bunu değiştirmek için.” dediklerini aktararak, “Bir şeyi anlamıyorlar. Bu koltuklar kimleri yordu, kimler geldi kimler geçti. Koltuk iki tane zarf arasında gelir. Bir zarfla koltuğu verirler, bir zarfla koltuk gider. Önemli olan koltuk değil, koltuk sevdası değil, millet sevdasıdır. Millet kazanıyorsa bizim koltuğumuzun önemi yok. Bizim derdimiz kendi ikbalimiz değil. Bu ülkenin, böyle bir değişime ihtiyacı var. 15 yıldır yaşadığımız tecrübe bunu öğretti.” dedi.

Yıldırım, gelişmiş ülkelerin başkanlık sistemi ile yönetilmediği yönündeki ifadelere değinerek, “Nereden çıktı? ABD, Kore, daha onlarcası var. Fransa, Latin Amerika ülkelerinin birçoğu, onlar bizden geri değil.” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde partilerin öneminin azaldığına işaret eden Yıldırım, şöyle devam etti:

“Çok önemli bir şey. Çünkü ayrı bir iradeyle millet yürütmeye karar veriyor. O yüzden siyasi partiler kanunu da seçim kanunu da değişebilir, baraj da düşebilir, daha çok temsile imkan verebiliriz Meclis’te. Olması da lazım. Çünkü yürütme ayrı seçiliyor, dolaylı seçim yok. Siz gönlünüzdekini sandıkta seçiyorsunuz. Vekilleri seçip ondan sonra oturulup hesaplar kitaplar pazarlıklar, ‘ya bunu seçmemiştim nereden çıktı’ diyorsunuz. Bu sistemin çarpıklığından kaynaklanıyor.”

“2002’de bu sisteme geçilebilseydi bugün bir Türkiye, üç Türkiye oldu, bir Türkiye beş Türkiye olacaktı. Emin olun.” ifadesini kullanan Yıldırım, bu hükümetin en fazla icraatını yapan birisi olduğunu, 12 yıl Ulaştırma Bakanlığı yaptığını hatırlattı.

Dünya ekonomik krizden krize sürüklenirken, 50-100 yıl Türkiye’nin gündeminde olan bütün projeleri bitirdiklerine dikkati çeken Yıldırım, İzmit’teki Osmangazi Köprüsü, İstanbul-İzmir Otoyolu, İstanbul-Ankara hızlı treni gibi yatırımları anlattı. Yıldırım, “Sahil yolu. İnşallah 2019’da Antalya ile bağlayacağız. Bu kadar zor coğrafya.” dedi.

Lise öğrencisiyken “Ulukışla-Pozantı yolunda bakım tamir çalışmaları nedeniyle sürücülerin dikkat etmesi” yönünde her akşam duyurular dinlediğini aktaran Yıldırım, “İşte o yolun halini görüyorsunuz. Yenice’den girin, Ulukışla’ya Niğde’ye kaymak gibi yol. 9 tane tünel, 29 tane viyadük. Dağları deldik, vadileri geçtik, bir otoyol yaptık. 50 yıldır inşaatı süren bir yoldan bahsediyorum. Şimdi Niğde’den Ankara’ya ihalesini yapıyoruz. 320 kilometre, Ankara’dan çıkacaksınız hiç direksiyon sollamadan Mersin’e ineceksiniz. Mersin’e bölgesel havalimanı yapıyoruz.” diye konuştu.

Mersin’in Türkiye’nin dışa açılan kapısı olduğuna dikkati çeken Yıldırım, 2002’de Mersin’de 320 milyon dolar ihracat varken şimdi 1,5 milyar dolar olduğunu aktardı.

Tüm bu gelişmelerin istikrarla alt yapı hizmetlerinin tamamlanmasıyla gerçekleştirildiğinin altını çizen Yıldırım, “Şimdi Mersin’e hızlı tren de geliyor. Karaman’dan Ulukışla üzerinden Yenice’ye ve buraya bağlanıyor. Hızlı tren ağı, buradan dönüyor, Antep’e gidiyor, bir kolu da Osmaniye ve Maraş’a bağlanıyor. Dolayısıyla Türkiye, bir yandan demir ağlarla birbirine bağlanıyor ama Mersin, Türkiye’nin kalkınmasında, Türkiye’nin geleceğinde hep öncü olmaya devam edecek.” diye konuştu.

Şehirde, daha önce organize sanayi bölgesinden bir tane olduğunu ve bin 700 kişinin çalıştığını şimdi ise üçe çıktığını, çalışan sayısının ise 14 bine ulaştığını aktaran Yıldırım, bu rakamların 2 milyona yakın nüfusu olan Mersin’e yetmeyeceğini vurguladı.

Mersin’in potansiyelinin daha büyük olduğunu dile getiren Yıldırım, “Ancak enerjimizi kendi aramızda tüketmeye devam edersek anlamsız tartışmalarla boş işlerle vakit geçirmeye devam edersek hem Mersin hedeflerini yakalayamayız hem de Türkiye’nin hedeflerini yakalayamayız.” dedi.

16 Nisan’da yapılacak referanduma inandıklarını, MHP ile beraber hazırladıklarını ifade eden Yıldırım, “MHP, 15 Temmuz’un bir beka meselesini olduğunu gördü, Sayın Bahçeli ile bir araya geldik, sorumluluk aldık, bir teklif hazırladık, Meclis’e götürdük, Meclis’te enine boyuna tartışıldı.” diye konuştu.

Aynı teklifi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da götürdüğünü ve “Türkiye’nin bir daha 15 Temmuzlar yaşamaması için mutlaka siyaseti bir tarafa bırakmamız lazım, bu değişikliği yapmamız lazım.” dediğini aktaran Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bana dediği şudur; ‘Biz mevcut sistemin iyileştirilmesinden yanayız. Yani parlamenter sistemden yanayız.’ Benim ikinci bir teklifim oldu. ‘O zaman şöyle yapalım; siz bir teklifinizi getirin biz MHP ile anlaştık, biz de teklifimizi getirelim. İkisini de millete götürelim. Meclis konuşsun oylasın. Meclis’te isterse ittifakla kabul edilsin.’ Bu anayasa, bunu millete götürmek durumundayız. Normalde Anayasa’ya göre 367 ile yürürlüğe girebiliyor. Ama olmaz. Bu önemli bir değişiklik. Bu teklifi de götürdüm ama ona da gelmedi. Ne yapacaktık? Çözümün parçası olmayacaksınız, sorunun devamında mahsur görmeyeceksiniz. Bir de Türkiye’yi idare etmeye, yönetmeye talip olacaksınız. Böyle bir şey yok.

Bugün Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki ‘ben 82 Anayasası’na hayır verdim.’ Güzel iyi bir şey yapmışsın, ben de hayır verdim. Yüzde 8 hayır veren arasında ben de varım. Eminim ki bu salonda bazıları da hayır verdi. Ama eğer o anayasaya ‘hayır’ verdiyseniz size düşen, size yakışan bu değişikliğe ‘evet’ vermektir. Aksi halde siz ‘darbe ve vesayet anayasasına devam’ diyorsunuz.”

Mevcut anayasanın Türkiye’nin gelişmesine engel olduğunu dile getiren Yıldırım, “Bu anayasa, bürokrasiyi esas alıyor, çözümü değil, çözümsüzlüğü esas alıyor. Bu kadar net söylüyorum. Bunlar farazi laflar değil. Bunları yaşayan, tecrübe eden sıkıntıyı çeken biri olarak söylüyorum.” dedi. Bir yol, köprü projesini geçirip yatırıma koyup başlayıncaya kadar üç sene vakit geçtiğini aktaran Yıldırım, Türkiye’deki iktidarların ömrünün 17 ay olduğunu söyledi.

ABD’de 228 yılda 45 başkan geldiğini, Türkiye’de ise 94 yılda 65 hükümet kurulduğunu belirten Yıldırım, “Kıyaslayın, farkı görün, niye onlar orada, niye biz buradayız? Bu kadar açık söylüyorum. Onun için geleceğimiz için, ülkemiz için, demokrasimiz için daha kalkınmış büyümüş refah seviyesini artırmış sorunlarını iç sorunlarını tüketmiş enerjisini birleştirmiş ve geleceği için ayırmış bir Türkiye için 16 Nisan bir milattır. İnşallah sizlerin desteğiyle evet oylarınızla 16 Nisan’da Türkiye yeni bir döneme girecek. Bu dönem, Türkiye’nin şahlanma dönemidir.” diye konuştu.

Bazı ülkelerin haset ettiğine işaret eden Yıldırım, “Gezi olayları, masum bir şey değil dostlar, Gezi olaylarında bağıranlar ne dedi, bize ültimatom verdiler. ‘Köprüyü yapmayın, havalimanını yapmayın, yolları yapmayın’. Bu ne demektir? Türkiye olduğu yerde saysın.” değerlendirmesini yaptı.

Göreve başladığında 8 milyon aracın bulunduğunu, yolların yüzde 80’inin de tek yol olduğunu, şimdi 21 milyon aracın bulunduğunu aktaran Yıldırım, şunları söyledi:

“Eğer bu bölünmüş yollar yapılmasaydı, bu ülkenin hali ne olacaktı? Ben soruyorum. Nasıl 36 milyar ihracat, 140 milyarların üzerine çıkacak? Şimdi diyorlar ki; ‘uçağımız olsun ama havalimanı istemiyoruz, arabamız olsun yol istemiyoruz, bu yol bize yeter’. Size yetebilir ama bu gençlere kafi gelmiyor. Bu tek yollar Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine taşımaz. Yolları biz yaptık, yolları böldük, hayatları birleştirdik. Bölünmüş yollar, hayat kurtarıyor. 80 yılda, 6 bin kilometre bölünmüş yol yapılmış bu ülkede ama 14 yılda biz bunun üzerine 19 bin 500 kilometre bölünmüş yol koyduk. İşte fark bu. Bunun faydasını siz görüyorsunuz zaten, benim söylememe lüzum yok. Çünkü hayatı hep beraber yaşıyoruz. O yüzden yolları böleriz ama Türkiye’yi böldürtmeyiz. Bunun yolu da bu sistemden geçiyor. Türkiye’nin birliği, beraberliğinin, kardeşliğinin güvencesi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir.”

 

CEVAP VER