Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, ABD’de görülen Hakan Atilla Davası hakkında, “Bu, skandal bir davanın skandal bir kararıdır. Bundan daha öte bir anlamı yoktur. Zaten bu davanın Türkiye’nin iç işlerine müdahaleye, Türkiye’nin iç siyasetini karıştırmaya dönük bir kumpas olduğu çok açık ve netti. Hukuk adına utanç verici bir senaryo şu an hayata geçirilmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“Hem ikili ziyaretler, hem çok taraflı zirveler ve toplantılara katılmak suretiyle Sayın Cumhurbaşkanımız ülkemizin yurt dışındaki görünürlüğünü artırmak, ilişkilerini güçlendirmek, ekonomik, siyasi çıkarlarını korumak-kollamak amacıyla bu yoğun diplomasi trafiğine 2018 yılında da devam edecektir.

“2018, BİRÇOK ALANDA YENİ ATILIMLARIN YAPILDIĞI BİR YIL OLACAK”

Aynı şekilde 2018 bizim ülkemiz açısından da ekonomiden enerjiye, bilim, sanat ve düşünceden dış politikaya kadar birçok alanda yeni atılımların yapıldığı bir yıl olacaktır. Ekonomik tabloya baktığımız zaman da bunun işaretlerini çok net bir şekilde görüyoruz.

Bildiğiniz gibi 2017 yılında Türkiye yüzde 11,1 büyüme oranıyla dünyada hakikaten rekor sayılacak bir büyüme oranını yakaladı. 15 Temmuz darbe girişimi gibi son derece meşum ve büyük bir hadiseyi çok kısa bir sürede atlatmış olması, Türk ekonomisinin bünyesinin ne kadar güçlü olduğunu göstermesi açısından da ayrıca önem arz ediyor. Ve biz bu büyüme trendinin de 2018’de devam edeceğini bekliyoruz.

“2018’DE İŞSİZLİK ORANINDAKİ DÜŞÜŞÜN DEVAM ETMESİNİ BEKLİYORUZ”

İşsizlik konusunda da bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı büyük bir istihdam seferberliği vardı, bunun meyvelerini de almaya başladık. 2011’den beri işsizlik oranında ciddi bir düşüş gerçekleşti 2017 yılı içerisinde. Bunun da 2018’de devam etmesini bekliyoruz.

Yine taşeron işçilerle ilgili olarak daha önce verilmiş bir söz vardı, bu da hayata geçirildi biliyorsunuz. Yaklaşık 1 milyon, hatta 1 milyondan fazla taşeron işçinin kadroya alınmasıyla ilgili gerekli düzenlemeler yapıldı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın da yaptığı açıklamalarla bugünlerde ve önümüzdeki haftalarda bu tam manasıyla hayata geçirilecek. Bunun da iş dünyamıza ve taşeron işçilere ve ailelerine çok ciddi bir katkı sağlayacağını biliyoruz. Aynı şekilde yine geçen yıl KGF çerçevesinde verilen kredi desteklerinin özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri son derece olumlu etkilediğini, onlara destek olduğunu da gördük ki yüzde 11,1 büyüme oranı bunun işaretlerinden bir tanesi.

“DIŞ TİCARET NOKTASINDA SON ÇEYREKTE YİNE BİR REKORA İMZA ATILDI”

Yine ülkenin total yapısına baktığınız zaman güvenlik noktasında kat ettiğimiz mesafeyle paralel olarak da turizm alanında gerçekten ciddi bir ivme kazandığını gördük. Geçen yıl 2017 yılı içerisinde 32 milyon civarında olan turist sayısının bu yıl 2018’de tekrar 37, 38, hatta 39’lara doğru çıkmasını bekliyoruz. Bu da, özellikle turizm sektöründe ciddi bir rahatlamayı getirmiş bulunmaktadır.

Bütün bunlar tabii bir; Türk ekonomisinin bünyesinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. İki; ekonomi yönetiminin aldığı kararların ne kadar isabetli olduğunu da bir kez daha teyit etmiş olmaktadır. Hatırlarsanız 2017 yılı içerisinde de özellikle döviz kuruyla ilgili pek çok spekülasyonlar yapıldı; doların başını alıp gideceği, Türk Lirasının daha fazla değer kaybedeceği, ithalat-ihracat dengesinin aleyhimize bozulacağı ya da derinleşeceği şeklinde birçok spekülasyonlar yapıldı. Bunların hiçbirisinin doğru olmadığını da memnuniyetle görüyoruz. Tam tersine özellikle dış ticaret noktasında son çeyrekte yine bir rekora imza atıldı. Ve inşallah bu Türk ekonomisi çeşitlendikçe, hem farklı sektörlerde, hem de farklı ekonomik pazarlarda varlığını artırdıkça dış ticaret noktasındaki pozitif ivmenin de devam edeceğini biliyoruz.

Tabii bütün bunlar hakikaten yoğun bir mesaiyle, çalışmayla hayata geçirilebilecek hedefler. Sayın Cumhurbaşkanımızın 24 ülkeye yaptığı ziyaret, ayrıca bir o kadar, hatta belki daha fazla ülkemize yapılan devlet başkanı, hükûmet başkanı düzeyindeki ziyaretler, iş çevreleriyle kurulan temaslar, bütün bunların neticesinde ortaya hamdolsun son derece pozitif bir tablo çıkmış bulunmaktadır. Bundan duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Ama dediğim gibi 2018’de de aynı disiplin ile bu çalışmalar Cumhurbaşkanımızın da koordinasyonunda ve teşvikiyle devam edecektir.

“FRANSA ZİYARETİNDE İKİLİ İLİŞKİLER VE BÖLGESEL KONULAR ELE ALINACAK”

Bildiğiniz gibi geçen hafta ilan etmiştik, yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın Fransa’ya bir ziyareti olacak, bu ziyarette hem ikili ilişkilerimizi, hem de bölgesel konuları ele almayı planlıyoruz. Fransa ile bizim Avrupa ülkeleri içerisinde çok eskiye giden köklü ilişkilerimiz var. 16. yüzyıldan bu yana Fransa-Türkiye ilişkileri daha önce Osmanlı, daha sonra Cumhuriyet döneminde Türkiye ilişkileri çok boyutlu, çok katmanlı bir ilişki olarak gelmiştir. Bugün Fransa, Almanya’dan sonra aynı zamanda bizim Avrupa’daki en büyük ticaret ortaklarımızdan birisidir. Türkiye’de binlerce Fransız firması iş yapmaktadır. Aynı şekilde Türk iş adamlarının Fransa’da yatırımları yahut ortaklıkları bulunmaktadır, bütün bu konuları da ele alacağız.

Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Macron’la yapacağı Elize’deki görüşmeden sonra iş çevreleriyle, Fransız CEO’larıyla da bir görüşme gerçekleştirecek yarın öğleden sonra. Bildiğiniz gibi, yine Fransa’da bizim yaklaşık 700 bin soydaşımız yaşamaktadır. Bu soydaşlarımız Türkiye ile Fransa arasında çok önemli bir köprü vazifesi görmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız programı çerçevesinde yarın bu topluluğun temsilcileriyle de bir araya gelecek, sorunlarını dinleyecek. Özellikle son dönemde Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ İslamofobik akımlara karşı neler yapılabilir; bunları hem Sayın Macron’la görüşecek, hem de Türk STK’larının temsilcileriyle bir araya gelmek suretiyle bunları da değerlendirecek.

Yine bu ziyaret çerçevesinde Fransa İslam Konseyi Heyetini de başkanıyla birlikte kabul edecek. Böylece Fransa’da yaşayan Müslümanların temel sorunlarını birinci elden dinleme imkânı bulacak, bu konuda istişareler yapıp biz de üzerimize ne düşüyor, ne tür tedbirler alabiliriz, ne tür adımlar atabiliriz, durumu iyileştirmeye yönelik ne tür çalışmalar yapabiliriz; bunların bir değerlendirmesini yapacağız.

“MACRON’UN, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELERİ BİLGİ EKSİKLİĞİNE DAYANIYOR”

İkili ilişkilerin yanında, tabii ki bölgesel konular da ele alınacak yarın Elize’de yapılacak görüşmede. Özellikle son dönemde Kudüs meselesinde Fransa’nın gösterdiği ilkeli duruştan memnuniyetimizi bir kez daha ifade ediyoruz. O süreç içerisinde bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın Fransa’yla da temasları oldu. Dışişleri Bakanımızın temasları oldu ve bundan sonra da Kudüs, Filistin meselesi ve barış sürecinde birlikte neler yapabiliriz, Ortadoğu barış sürecini canlandırmaya dönük adil, sürdürülebilir, kalıcı bir barışın tesisi için ne tür adımlar atılabilir, bununla ilgili istişarelerimizi de yapacağız. Aynı şekilde Suriye, Irak, terörle mücadele ve tabii ki Türkiye-AB ilişkileri de bu bölgesel ve küresel konular arasında yer alacak.

Ben burada, belki siz de soracaksınız, ama yeri gelmişken Sayın Macron’un dün Türkiye’yle ilgili yaptığı bir açıklamayla ilgili birkaç hususu dikkatlerinize getirmek istiyorum. Sayın Macron dün basınla bir araya geldiğinde, Türkiye’de basın özgürlüğüyle ilgili bazı ifadeler kullandılar. Bu değerlendirmelerinin bir bilgi eksikliğine dayandığını düşünüyoruz eğer önyargılı bir değerlendirme yahut bir hüküm verme söz konusu değil ise. Tabii ki bunları yarın konuşacağız.

Fakat şunun altını çizeyim: Türkiye’de yargıyla ilgili konular yargının uhdesindedir. Bir kişinin gazeteci olması veya başka bir görevde olması onun masum olduğu, suç işlemeyeceği anlamına gelmez. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu terör tehdidini, güvenlik tehditlerini dikkate aldığınız zaman, zaman zaman Avrupalı dostlarımızın bu tehdidin boyutlarını tam manasıyla kavrayamadığını ya da daha da kötüsü terörle mücadele noktasında çifte standart bir tutum içerisinde olduklarını maalesef gözlemliyoruz.

Türkiye şu anda üç terör örgütüne karşı aynı anda mücadele etmeye devam etmektedir, bunu daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiş idik; PKK terörüne karşı, DEAŞ terörüne karşı ve FETÖ terörüne karşı. Nitekim şu anda yargıda olan gazetecilerle ilgili ya da basınla ilgili konularda ya PKK terör örgütünün üyesi olmuş veya ona yardım-yataklık yapmış kişilerdir, ya FETÖ mensuplarıdır, ya DEAŞ’la ilgili olanlardır ya da birtakım adi suçlar, öldürme, gasp, adam kaçırma, silah bulundurma gibi suçlarla ilgili konulardır. Bunları tabii ki biz detaylı olarak belgeleriyle birlikte yarın Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Macron’a da bunları iletecekler.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SÖYLEMİ ÜZERİNDEN TÜRKİYE’NİN TERÖRLE MÜCADELESİNE GÖLGE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞILMASIN”

Yalnız burada daha geniş çerçeveyi görmek açısından bir noktanın altını çizmek istiyorum. Fransa’da Paris ve Nice saldırıları yapıldıktan sonra Fransa Devleti’nin olağanüstü hâl ilan etmek suretiyle ne tür tedbirler aldığını, ne tür uygulamalar yaptığını hepimiz biliyoruz. Yani sosyal medya üzerinden saldırıları hafife alan kişilerin, bakın hafife alan, yani destekleyen bile değil hafife alan kişilerin nasıl derhal tutuklandığını, mahkemeye çıkartıldığını biz biliyoruz. Bu saldırılar sonrasında ana akım medyada ya da sosyal medyada görüşlerini açıkladığı için takibata uğrayan kişileri biliyoruz. Yine OHAL kapsamında ifade özgürlüğünün güvenlik gerekçeleriyle sınırlandırılabileceğine onlarca verebileceğimiz örnek var. Sadece Fransa’da değil Almanya’da, İngiltere’de, diğer Avrupa ülkelerinde bunun pek çok örneğini biz gördük.

Bu tür kanuni düzenlemeler Avrupa’da yapıldığı, mahkeme süreçleri hayata geçirildiği zaman bunlar ‘kamu düzenini temin etmek, vatandaşın can ve mal güvenliğini güvence altına almak için atılan adımlar’ olarak değerlendirilirken, benzer tedbirleri Türkiye aldığında nedense bu hemen ‘ifade ve basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması’ olarak ifade edilmekte yahut yaftalanmaktadır. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil, bu terörle mücadelede bir çifte standarttır.

İngiltere örneğinden de hareket edebiliriz, orada bırakınız terör eylemlerine katılmayı, terörü övmek dahi bir suçtur, yani doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir yerde terörü övdüğünüz zaman da bu kanuni hükümler çerçevesinde dava konusu edilecek bir meseledir. Biz Türkiye’de 15 Temmuz darbesini geçirdik, 251 şehidimiz, 1193 gazimiz var. Ve biz bunları Avrupalı muhataplarımıza her seferinde ısrarla, detaylı bir şekilde anlatıyoruz. Aynı şekilde PKK terörünün yıllarca bu ülkeye yaptığı zararlar ortadadır. Bu terörle mücadelede de kararlılıkla sonuna kadar elbette gideceğiz, dolayısıyla burada aynı şey DEAŞ için söylenebilir, DHKP-C için ve diğer terör örgütleri için de söylenebilir. Dolayısıyla burada ‘ifade özgürlüğü’ söylemi üzerinden Türkiye’nin terörle mücadelesine gölge düşürmeye çalışan çevrelerin Türkiye’nin gerçeklerini daha iyi anlamaları gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

“ABD’DE HUKUK ADINA UTANÇ VERİCİ BİR SENARYO HAYATA GEÇİRİLMEKTEDİR”

Bir diğer önemli konu gündemimizde arkadaşlar, biliyorsunuz yeni, çok sıcak bir gelişme dün akşam yaşandı, New York’ta görülmekte olan Hakan Atilla Davasında jüri bir karar verdi. Bu skandal bir davanın skandal bir kararıdır, bundan daha öte bir anlamı yoktur. Baştan beri zaten bu davanın Türkiye’nin iç işlerine müdahale, Türkiye’nin iç siyasetini karıştırmaya dönük bir kumpas olduğu çok açık ve net idi. Hukuk adına utanç verici bir senaryo hayata geçirilmektedir şu anda. ABD yönetiminin, FETÖ’nün ABD sistemini, Amerikan hukuk sistemini kurduğu birtakım bağlantılar üzerinden kendi lehine istismar etmesine daha ne kadar müsaade edeceğini açıkçası biz de merak ediyoruz.

Burada mahkemenin seyrine baktığınız zaman, ortaya konan sözde delillere baktığınız zaman, sözde tanıklara baktığınız zaman, aslında baştan düşmesi gereken bir hukuk davası, bir mahkeme süreci söz konusu. Tanık olarak çıkartılan kişi ‘buradan çıkmak için her tür yalanı söylemek zorundayım’ diyor ve bu mahkemede dinletiliyor, mahkeme kayıtlarına giriyor.

İkinci sözde tanık olarak getirilen kişi bir eski FETÖ’cü polis memuru ve bu kişi kendisinin FBI’ın yardımıyla 50 bin dolar para almak suretiyle, aylık şu kadar yardım almak suretiyle bu sahte delilleri toplandığını, Amerika’ya getirdiğini açıkça itiraf ediyor mahkeme salonunda. Bütün bunlara rağmen bu dava bir şekilde yürüyor. Hukukçulara sorduğunuzda, bize değil Amerikan hukukçularına sorduğunuzda bunun bir hukuk skandalı olduğu açıkça ortada.

Daha da ilerisi var, şu anda bu davaya bakan hâkim daha 2 yıl önce, 3 yıl önce FETÖ’cü bir örgüt tarafından, kurum tarafından Türkiye’ye getiriliyor, Türkiye’de ağırlanıyor, misafir ediliyor, 300 bin TL’den fazla para harcanıyor gelişiyle, gidişiyle ilgili, burada konuşmalar yaptırılıyor ve bu kişi şu anda bu skandal davaya hâkim olarak bakıyor.

Şimdi bütün bunları alt alta koyduğunuzda, mahkeme sürecinde dile getirilen konulara baktığınızda, ortaya atılan iddialara baktığınızda, bunların açıkça Türkiye’nin içişlerine müdahale olduğu ortadadır, Türkiye’nin iç siyasetini karıştırmaya dönük bir kumpas olduğu ortadadır.

Şimdi tabi mahkeme süreci devam ediyor. Hâkimin dün yaptığı açıklamaya göre, 11 Nisan’da kararını açıklayacak, temyiz yolları açık, Hakan Atilla’nın avukatları tabii ki savunmalarını yapacaklar, temyiz yollarını takip edecekler. Biz de bu konuyu takip etmeye devam edeceğiz. Fakat bunun hakikaten hukuk tarihi açısından da, hukuk normları açısından da utanç verici bir siyasi operasyon olduğunu bir kez daha ifade etmemiz gerekiyor. Bu tür operasyonlar üzerinden Türkiye’ye zarar vereceğini düşününler varsa boşuna avunmasınlar, böyle bir şey söz konusu olmadı, olmayacak. Bugüne kadar denedikleri birçok şey, ortaya attıkları iddialar, asılsız ithamlar Türkiye’de bir karşılık bulmadığı gibi, bundan sonra bulmayacaktır. Çünkü milletimiz, halkımız oynanan oyunu açık ve net bir şekilde görmektedir.

“BİZİM İÇİN İRAN’IN İSTİKRARI, BARIŞI VE HUZURU SON DERECE ÖNEMLİDİR”

Bir diğer önemli konu da, gene son dönemde İran’da yaşanan hadiselerle ilgili olarak bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani’yle bir telefon görüşmesi oldu, Dışişleri Bakanımızın mevkidaşıyla görüşmeleri oldu, istihbarat birimimiz zaten kendi mevkidaşlarıyla sürekli temas halindeler. Öncelikle Sayın Ruhani’nin de ifade ettiği gibi, vatandaşların İran’da meşru gösteri hakkı mahfuzdur; fakat mala, cana zarar gelecek şekilde, vandalizme varacak hareket ve eylemlerin kabul edilmesi elbette mümkün değildir.

Bizim için İran’ın istikrarı, barışı ve huzuru son derece önemlidir. Birileri dışarıdan İran’ı karıştırmaya çalışıyor ise, bunun ancak ters tepeceğini bir kez daha ifade etmemiz gerekir. Dışarıdan yapılan açıklamalarla, atılan tweetlerle İran toplumunun barışını, huzurunu bozmaya yönelik müdahaleleri kabul etmediğimizi bir kez daha buradan ifade etmek istiyoruz. İranlı yetkililer de zaten duruma hâkim olduklarını ifade ettiler. Meşru kurallar çerçevesinde bu sorunun da en kısa sürede İran’da aşılacağını bekliyoruz, ümit ediyoruz. Bu konuda tekrar ifade edeyim, dost ve kardeş bir ülke olarak, sınırdaş bir ülke olarak İran’ın barış, istikrar ve huzurunun temini ve devamı bizim için büyük önem arz etmektedir.

“KERKÜKLÜ KARDEŞLERİMİZ YALNIZ OLMADIKLARINI BİLSİN”

Bir diğer konu da arkadaşlar, gene son birkaç gündür Kerkük’te yaşanan hadiselerle ilgili bir hususu dikkatlerinize getirmek ve kamuoyumuzla da paylaşmak istiyorum. Kerkük’te bir dönemdir Türkmenlere yönelik bir dizi saldırıların yapıldığını biliyoruz, son olarak da biliyorsunuz Alaaddin Salihi bir silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Öncelikle kendisine Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

Kerküklü kardeşlerimiz öncelikle yalnız olmadıklarını bilsinler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milleti onların yanındadır, yanında olmaya da devam edecektir. Biz hem Türkmen cephesiyle, hem Iraklı yetkililerle bu konuyu yakın bir şekilde takip ediyoruz.

Buradan çağrımız, beklentimiz de, Iraklı yetkililerinin, yani Irak hükümetinin bu saldırılarla ilgili derhal bir soruşturma başlatması ve bu saldırıların önlenmesine yönelik gerekli tedbirleri alması yönündedir. Biz de bundan sonra Kerkük’teki ve Irak’ın diğer bölgelerindeki Türkmen kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz, bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.”

CEVAP VER